söylemek istemek
söylemek istediği bir şeyi olup da söyleyemeyen insanlar; duygularına kelimeler, benzetmeler, tarifler bulabilmek için dinmek bilmeyen bir tutkuyla (evet bu bir tutkudur) her seyi okur, dinler ve izlerler. Bu okudukları, dinledikleri, izledikleri ya da herhangi bir duyuyla eylemledikleri şeylerin ne olduğu çok da önemli değildir. Sonuçta olayın bütünü değil, daha önce farketmedikleri bir bölümüdür onları ilgilendiren. Daha önce gözden kaçmış, gönülden saklanmış, gün ışığına çıkmadığı için dört yanı yosun bağlamış bu “şeyler”e ayrıntılar diyoruz galiba. sürekli takılıyoruz ayrıntılara. Aslında takılmıyor, bildiğin gidip ayağımızı takıyoruz zorla. sonra da, bilmeden takılmış gibi önce düşüyor, sonra sövüyor, sonra bir bakıp “aaa görmemişim” deyip, bir tekme atıp geçiyoruz. Sanmayın ki, arkada bırakıp gidiyoruz. Aksine bu yolla öğreniyor, bu yolla beynimize kazıyor, bu yolla farkına varıyoruz.
Ama yine de, söylemeye çalıştıklarımızı söylemeye yarayacak “şeyleri” bulamıyoruz. Çünkü, her öğrenmede söylememiz gerekenlere yeni bir şey daha ekliyoruz.
unutmadan, kovalayanınız yoksa eğer, çıkmaz sokaklar kötü yerler değildir.
Vay güzel yazı ve güzel son!
“Kovalayanımız yoksa,çıkmaz sokaklar kötü yerler değildir” Yazdım bi kenara
kovalayanınız olmasa bile arka sokaklar da hep kötü yerlerdir. bunu da yaz :)