çakma ormanda piknik
pazar günü sabahın köründe melih’in sesiyle uyandım
- hüseyin kalk hadi
- niye la? bugün pazar
- pikniğe gidecez
- ne pikniği ya. gelmiyorum ben. uyuyacam
- sen gelmezsen aziz de gelmiyor
- ya oğlum uykum var gelmeyecem
- kalk hadi kalk
- bugün yetiştirmem gereken işler var. siz gidin
- akşam yaparsın kalk
- kız arkadaşımla buluşacam
- siktir lan sevgilin mi var sanki kalk
- yağmur yağacakmış bugün. gitmeyelim
- yağmayacak kalk
- çok hastayım oğlum
- atma len
- oğlum valla çok uykum var. siz gidin
- ismailin karavanıyla gidecez. uyursun giderken
- beynimi ziktin melih. vıt vıt vıt vıt…
böyle bi diyalog sonrası çamlıdere denilen o “güzide” yere gittik. hayatımda gördüğüm en güzel yer. yolda adres sorduğumuz büfecinin söylediği gibi “ankara’nın akciğeri, karaciğeri”. (karaciğeri de nerden çıkardıysa. kıçından element uydurdu) her taraf yemyeşil, etrafınızdan sular akıyor falan. tabi bunların hepsi yalan. sen sabahın köründe kalk. o kadar yol git. sonuç fiyasko. traş bi ormandı işte. zar zor büyümüş aralıklı duran çam ağaçları vardı. insan ormanda gölge arar mı? orman dediğin yer zaten gölgedir. içeri güneş sızmaz. ayrıca öyle dere, göl vs de yoktu. koyunun olmadığı yerde keçiye abdurrahman çelebi derler hesabı millete çok güzel geliyor burası. malum ankara ve çevresi çölün yandan yemişi. dün memleketimin (düzce) kıymetini bi kez daha anladım. her tarafı güzel maşallah. akçakoca’ya, ereğliye git denize gir. göl istersen abant, gölcük, yedigöller. ne bileyim yaylaya çık, istersen şelalere git, kaplıcaya git vs vs…
neyse dönelim pikniğe.
- az ilerimizde ankara havası çalıp oynayan amcalar vardı. dirininininom dirininininom dirininni dirinininininom… kafa bırakmadılar. “tecavüz kaçınılmazsa zevk almaya çalış hüseyin” dedim gittim ben de oynadım.
- biraz uzakta saatlerce çalan bi davul vardı. davulun sesi uzaktan da kötüymüş onu farkettim.
- çocuk korkutmanın formatının değiştiğini de gördüm. adamın biri çocuğunu şöyle korkutuyordu: “gitme oraya. kene var orada”. bizi çocukken polisle, iğneciyle vs korkuturlardı. devir çok değişmiş.
- bi minibüs (yarım otobüs gibi şeylerden) çamura batmıştı. bi iki saat uğraştılar çıkarmak için. çıkardıklarında malın biri nasıl sevindiyse artık “yaşasııın kurtulduuuk! bunu birayla kutlayalım, bunu birayla kutlayalım” şeklinde bağırıyordu. birayla kutladıklarından mıdır nedir minübüs 10 dakika sonra tekrar battı :)
zorla götürülmüş olsam da, mekan olarak çok iyi olmasa da, hiç ağrımayan başım dün akşama kadar ağrısa da yine de güzel bi gündü. alfabetik olarak bilal’e, doktor‘a, esen’e, kubi’ye, melih‘e, nur’a ve saint‘e,il010471 teşekkür ediyorum. bresson da olsaydı tam süper olacaktı.
Eğer yazıyı beğendiyseniz ya da ekleyecekleriniz varsa, lütfen yorumunuz yazın veya RSS aboneliği ile yeni yazılardan anında haberdar olun.
Yorumlar
napalım olm sizin gibi shutter üyelğimiz yok. bulduğumuz kötü fotoları sepyayla falan yediriyoruz. tabi yersen
hehe. Düzce 3572 çeker Ankaranın pikniğim diye geçinen yerlerine. Ama Ankaranında kendine göre güzellikleri var tabi. Hem boşver bak gayet güzel olmuş kocamaaaan bir sayfa dolduracak kadar şeyler yapmışsın. Ben 3 haftadır bişey yapmıyorum kabuğu çok pis yırtacağım ama. :D:D çok içime oturmuş olsa gerek böyle gezmeli falan yerleri okuyunca. Düldüle (Düldül Dağı) çıkıp 1 hafta inzivaya mı çekilsem ki
ya benim yokluğumda hüseyin kaybetmişsin kendini…
ben olsaydım o ayıyı yanına yaklaştırırmıydım senin:)
Yok çok sarptır dağ keçisinden başka pek birşey çıkmaz.
http://pirsultanli.org/araclar/duziciduldul.jpg
örnek resim. Zaten tek başıma gitmem bir iki yem alırım yanıma (hehe)


ayı olmamış be hacı:P
olmus olmus ama sepya feykini de yemedik. ne lan fena mı oldu gittik eğlendik iste piknik olarak bakma daha mutlu olursun:))