bu aralar arayanlarım çok sıklaştı. uzaktan akrabalarım, pek görüşmediğim arkadaşlarım falan arıyor. normalde alakasız biri arayınca açmadan önce “kesin ankara’ya gelecek, ya da ankara’da bi işi var, onun için yol yapıyor” diye düşünürüm. çünkü başıma çok geldi. ama bu aralar beni yanıltıyorlar. halimi hatrımı sorup kapatıyorlar. “acaba bana sayısal loto falan çıktı da benim mi haberim yok? mısırdaki dedemden miras mı kaldı? yoksa kısa bi süre sonra ölecem de benden mi saklıyorlar, son kez sesimi mi duymak istiyorlar?” gibi şeyler düşünmeye başladım. hepsi de bi anda özlemiş olamaz ya.
geçen gün yine biri aradığında kardeşimin numarasının turkcell olup olmadığını sorunca olayı çaktım. şu turkcelliler arasında haftada iki gün bedava olayı yüzünden arıyorlarmış. demek ki beleş olmasa arayacakları yok :)
ikibinüç şubatında başlayan, ismini kapı numarasından alan, ankara ve istanbul’da markalaşan, gökhan ve aykut’un kurduğu, görkem, melih, ben, bilal, aziz, mehmet ve erman’ın sürdürdüğü, turgut’un, kubilay’ın, haydar diye çağırdığımız çinli’nin, hakan’ın uzun süreli misafir olarak kaldığı ve hemen hemen bütün arkadaşlarımızın sürekli gelip gittiği, kapıdan girenin reklamcı olup çıktığı, ne yapsak bi türlü düzen tutmayan, altı yıldır en ufak bi tartışmanın yaşanmadığı, yazın balkonu müthiş keyifli olan, kışın içinde rüzgar esen, bizi soğuktan tir tir titreten, yer yüzünde küresel ısınmanın etkili olmadığı tek yer olan 53/16′dan iki hafta önce taşındık.
taşınmamızın en büyük nedeni yıllardır yenemediğimiz soğuk olmakla birlikte, aynı paraya çok daha güzel bir ev bulmamızın etkisi de inkar edilemez tabi. artık 53/16′da oturmasak da o ruh hala yaşıyor emin olun. gelmek isteyenler buyursun gelsin diye aşağıya da haritayı koydum. her zaman bekleriz :)
pazar günü sabahın köründe melih’in sesiyle uyandım - hüseyin kalk hadi - niye la? bugün pazar
- pikniğe gidecez - ne pikniği ya. gelmiyorum ben. uyuyacam
- sen gelmezsen aziz de gelmiyor - ya oğlum uykum var gelmeyecem
- kalk hadi kalk - bugün yetiştirmem gereken işler var. siz gidin
- akşam yaparsın kalk - kız arkadaşımla buluşacam
- siktir lan sevgilin mi var sanki kalk - yağmur yağacakmış bugün. gitmeyelim
- yağmayacak kalk - çok hastayım oğlum
- atma len
- oğlum valla çok uykum var. siz gidin
- ismailin karavanıyla gidecez. uyursun giderken - beynimi ziktin melih. vıt vıt vıt vıt…
böyle bi diyalog sonrası çamlıdere denilen o “güzide” yere gittik. hayatımda gördüğüm en güzel yer. yolda adres sorduğumuz büfecinin söylediği gibi “ankara’nın akciğeri, karaciğeri”. (karaciğeri de nerden çıkardıysa. kıçından element uydurdu) her taraf yemyeşil, etrafınızdan sular akıyor falan. tabi bunların hepsi yalan. sen sabahın köründe kalk. o kadar yol git. sonuç fiyasko. traş bi ormandı işte. zar zor büyümüş aralıklı duran çam ağaçları vardı. insan ormanda gölge arar mı? orman dediğin yer zaten gölgedir. içeri güneş sızmaz. ayrıca öyle dere, göl vs de yoktu. koyunun olmadığı yerde keçiye abdurrahman çelebi derler hesabı millete çok güzel geliyor burası. malum ankara ve çevresi çölün yandan yemişi. dün memleketimin (düzce) kıymetini bi kez daha anladım. her tarafı güzel maşallah. akçakoca’ya, ereğliye git denize gir. göl istersen abant, gölcük, yedigöller. ne bileyim yaylaya çık, istersen şelalere git, kaplıcaya git vs vs…
neyse dönelim pikniğe.
- az ilerimizde ankara havası çalıp oynayan amcalar vardı. dirininininom dirininininom dirininni dirinininininom… kafa bırakmadılar. “tecavüz kaçınılmazsa zevk almaya çalış hüseyin” dedim gittim ben de oynadım.
- biraz uzakta saatlerce çalan bi davul vardı. davulun sesi uzaktan da kötüymüş onu farkettim.
- çocuk korkutmanın formatının değiştiğini de gördüm. adamın biri çocuğunu şöyle korkutuyordu: “gitme oraya. kene var orada”. bizi çocukken polisle, iğneciyle vs korkuturlardı. devir çok değişmiş.
- bi minibüs (yarım otobüs gibi şeylerden) çamura batmıştı. bi iki saat uğraştılar çıkarmak için. çıkardıklarında malın biri nasıl sevindiyse artık “yaşasııın kurtulduuuk! bunu birayla kutlayalım, bunu birayla kutlayalım” şeklinde bağırıyordu. birayla kutladıklarından mıdır nedir minübüs 10 dakika sonra tekrar battı :)
zorla götürülmüş olsam da, mekan olarak çok iyi olmasa da, hiç ağrımayan başım dün akşama kadar ağrısa da yine de güzel bi gündü. alfabetik olarak bilal’e, doktor‘a, esen’e, kubi’ye, melih‘e, nur’a ve saint‘e,il010471 teşekkür ediyorum. bresson da olsaydı tam süper olacaktı.
bu akşam 3 günlüğüne düzceye gidiyorum. ilginçtir düzceye her gittiğimde kahveye takılıyorum. bunun ilginçliği şuradan geliyor: 8 yıldır ankarada yaşıyorum. burada gitmiyorum kahveye. ankara’ya gelmeden önce düzcede de gitmiyordum. ama şimdi düzceye gider gitmez soluğu kahvede alıyorum. arkadaşlarla buluşup kağıt oynuyorum, iddaa kuponu yapıp maç seyrediyorum, vs. hatta abartıp geçen yaz tatilimin çoğunu da kahvede geçirmiştim. bağımlı mı oldum ne?
bayramdan bu yana ankara beşik gibi sallanıyor. biraz önce bi deprem daha oldu. büyüklüğü 4.0′müş. izmit depremini izmit’te, düzce depremini de düzce’de yaşamış biri olarak depreme karşı bağışıklık kazandım diyebilirim. buradaki depremleri düzce’de yaşasam adrenalim kesin yükselir (yani tırsarım) ama ankara’nın deprem yönünden sicilinin temiz olması ve en üst katta oturuyor olmam beni rahatlatıyor. bu haber ise sanırım herkesi rahatlatacak.
x çekmece rayları
çekmecenizdeki kalite
x çekmece rayları
ankaraya dönerken radyoda dönen bir reklam: x çekmece rayları. ne amaçla verildiği belli olmayan reklam. hanginiz bir mobilya alırken çekmece rayının markasına dikkat edersiniz? satın almaya karar verirken öncelikle alacağınız eşyanın markasına, tasarımına, kalitesine, fiyatına, ödeme koşullarına, satış sonrası hizmetlere (eve taşıma, kurulum, garanti vs) dikkat edersiniz. hiç zannetmiyorum ki biri çıksın da “ya bunun çekmece rayları x değil, almıyorum” ya da “bunun çekmece rayları x olanı yok mu?” desin. kaç kişi etklenmiştir ki bu reklamdan. klasik trt reklamı işte. x çekmece rayları, çekmecenizdeki kalite, x çekmece rayları… kaç kişinin aklında kalmıştır ki bu ray markası. çekmece rayları ara maldır. son kullanıcıya yönelik bir ürün değildir. bu yüzden x çekmece rayları için radyo reklamı gereksizdir. radyo dinleyenlerin yüzde kaçı çekmece rayları tüketicisidir acaba? yüzde 1 bile yoktur. ha “benim param çok her tarafa reklam veririm arkadaş” diyorlarsa o zaman versinler. yapacak bişey yok.
peki ben niye bunu sorun ettim? çünkü dışarıda bu işi bilen binlerce iletişim fakültesi mezunu varken böyle işlerde ya alakasız kişiler istihdam ediliyor ya da bu işler önemsenmeyerek kimse istihdam edilmiyor. boşa para akıtıyorlar ama haberleri yok.