Haz 5 2008

çakma ormanda piknik

huseyin

piknik.jpg

pazar günü sabahın köründe melih’in sesiyle uyandım
- hüseyin kalk hadi
- niye la? bugün pazar
- pikniğe gidecez
- ne pikniği ya. gelmiyorum ben. uyuyacam
- sen gelmezsen aziz de gelmiyor
- ya oğlum uykum var gelmeyecem
- kalk hadi kalk
- bugün yetiştirmem gereken işler var. siz gidin
- akşam yaparsın kalk
- kız arkadaşımla buluşacam
- siktir lan sevgilin mi var sanki kalk
- yağmur yağacakmış bugün. gitmeyelim
- yağmayacak kalk
- çok hastayım oğlum
- atma len
- oğlum valla çok uykum var. siz gidin
- ismailin karavanıyla gidecez. uyursun giderken
- beynimi ziktin melih. vıt vıt vıt vıt…

böyle bi diyalog sonrası çamlıdere denilen o “güzide” yere gittik. hayatımda gördüğüm en güzel yer. yolda adres sorduğumuz büfecinin söylediği gibi “ankara’nın akciğeri, karaciğeri”. (karaciğeri de nerden çıkardıysa. kıçından element uydurdu) her taraf yemyeşil, etrafınızdan sular akıyor falan. tabi bunların hepsi yalan. sen sabahın köründe kalk. o kadar yol git. sonuç fiyasko. traş bi ormandı işte. zar zor büyümüş aralıklı duran çam ağaçları vardı. insan ormanda gölge arar mı? orman dediğin yer zaten gölgedir. içeri güneş sızmaz. ayrıca öyle dere, göl vs de yoktu. koyunun olmadığı yerde keçiye abdurrahman çelebi derler hesabı millete çok güzel geliyor burası. malum ankara ve çevresi çölün yandan yemişi. dün memleketimin (düzce) kıymetini bi kez daha anladım. her tarafı güzel maşallah. akçakoca’ya, ereğliye git denize gir. göl istersen abant, gölcük, yedigöller. ne bileyim yaylaya çık, istersen şelalere git, kaplıcaya git vs vs…

neyse dönelim pikniğe.
- az ilerimizde ankara havası çalıp oynayan amcalar vardı. dirininininom dirininininom dirininni dirinininininom… kafa bırakmadılar. “tecavüz kaçınılmazsa zevk almaya çalış hüseyin” dedim gittim ben de oynadım.
- biraz uzakta saatlerce çalan bi davul vardı. davulun sesi uzaktan da kötüymüş onu farkettim.
- çocuk korkutmanın formatının değiştiğini de gördüm. adamın biri çocuğunu şöyle korkutuyordu: “gitme oraya. kene var orada”. bizi çocukken polisle, iğneciyle vs korkuturlardı. devir çok değişmiş.
- bi minibüs (yarım otobüs gibi şeylerden) çamura batmıştı. bi iki saat uğraştılar çıkarmak için. çıkardıklarında malın biri nasıl sevindiyse artık “yaşasııın kurtulduuuk! bunu birayla kutlayalım, bunu birayla kutlayalım” şeklinde bağırıyordu. birayla kutladıklarından mıdır nedir minübüs 10 dakika sonra tekrar battı :)

zorla götürülmüş olsam da, mekan olarak çok iyi olmasa da, hiç ağrımayan başım dün akşama kadar ağrısa da yine de güzel bi gündü. alfabetik olarak bilal’e, doktor‘a, esen’e, kubi’ye, melih‘e, nur’a ve saint‘e,il010471 teşekkür ediyorum. bresson da olsaydı tam süper olacaktı.


May 16 2008

noldu lan bana?

huseyin

bu akşam 3 günlüğüne düzceye gidiyorum. ilginçtir düzceye her gittiğimde kahveye takılıyorum. bunun ilginçliği şuradan geliyor: 8 yıldır ankarada yaşıyorum. burada gitmiyorum kahveye. ankara’ya gelmeden önce düzcede de gitmiyordum. ama şimdi düzceye gider gitmez soluğu kahvede alıyorum. arkadaşlarla buluşup kağıt oynuyorum, iddaa kuponu yapıp maç seyrediyorum, vs. hatta abartıp geçen yaz tatilimin çoğunu da kahvede geçirmiştim. bağımlı mı oldum ne?


Ara 27 2007

yine deprem oldu

huseyin

bayramdan bu yana ankara beşik gibi sallanıyor. biraz önce bi deprem daha oldu. büyüklüğü 4.0′müş. izmit depremini izmit’te, düzce depremini de düzce’de yaşamış biri olarak depreme karşı bağışıklık kazandım diyebilirim. buradaki depremleri düzce’de yaşasam adrenalim kesin yükselir (yani tırsarım) ama ankara’nın deprem yönünden sicilinin temiz olması ve en üst katta oturuyor olmam beni rahatlatıyor. bu haber ise sanırım herkesi rahatlatacak.